Home / Genel / metanet ve cesaret vermek

metanet ve cesaret vermek

metanet ve cesaret vermek ne demek? metanet ve cesaret vermek anlamı nedir? metanet ve cesaret vermek gibi soruların yanıtı ve metanet ve cesaret vermek ile ilgili türetilmiş kelimeler ve örnek kullanımları yer alır. Ayrıca ingilizce almanca gibi diller içindeki kullanımı örnekleri ile açıklanmıştır. metanet ve cesaret vermek ile ilgili yorumları inceleyebilir veya yorumlarınızı belirtebilirsiniz. metanet ve cesaret vermek kök yapıları, kelime kökeni, çeviriler ve daha fazla tanım.

metanet ve cesaret vermek

  1. (en) İnnervate innerve

Türetilmiş Kelimeler (bis)

meta, meta silikat, meta tags, meta yönlendirici grup, alkali metaller, ametal, elektrometalürji, meta, metabolizma

metanet

  1. Metin olma, dayanma, dayanıklılık, sağlamlık
    Örnek: Kalbimde lüzumundan fazla metanet var. A. Gündüz
  2. Sağlamlık. Kavilik. Sözünden ve kararından dönmemeklik. İnsanın, fikrinde sabır, azminde kavi ve akidesinde rüsuh sahibi olması. (Mukabili zaaf’dır) (Hak, iman ve İslamiyet uğrunda metanet göstermek, çok kıymetli bir seciyyedir.)
  3. (en) Solidity.
  4. (en) Steadiness.
  5. (en) Earthiness.
  6. (en) Resistance.
  7. (en) Fortitude.
  8. (en) Steadfastness.
  9. (en) Backbone.
  10. (en) Grit.
  11. (en) Resoluteness.
  12. (en) Sturdiness.
  13. (en) Constancy.
  14. (en) Firmness.
  15. (en) Firmness of character.

ve

  1. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.
  2. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan bir söz
    Örnek: Galiba bir vehme kapılıyorum ve galiba bir hastalık beynimi kemiriyor. A. Gündüz
  3. (en) Brother of Odin and Vili He was one of the three deities who took part in the creation of the world.
  4. (en) The two-character ISO 3166 country code for VENEZUELA.
  5. (en) Ventilation Exchange is the exchange of gases, primarily oxygen and carbon dioxide, during the passage of air into and out of the respiratory passages.
  6. (en) Visual Emissions.
  7. (en) Value engineering.
  8. (en) Vented Electric; the implanted pump contains an electric motor but is vented to outside air through the driveline.
  9. (en) Visual Emissions Source: US EPA.
  10. (en) Vector Equilibrium.
  11. (en) Also known as Lothur, one of Odin’s brothers.
  12. (en) Bosch Distributor type injection pump used on 89-93 Ram diesel engines.
  13. (en) Vietnam Era.
  14. (en) Plus.
  15. (en) Victory in Europe.
  16. (en) Verb.
  17. (en) Very early in the season.
  18. (en) Vaginal examination.

cesaret

  1. Güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven.
  2. Yüreklilik, yiğitlik, yürek ve göz pekliği
    Örnek: Bütün halk türküleri gibi ölenin örnek cesaretini öven türkülerdi bunlar. N. Cumalı
  3. Cüret.
  4. Çekinmezlik, atılganlık.
  5. Cesurluk, yiğitlik, korkusuzluk.
  6. (en) Courage.
  7. (en) Heart.
  8. (en) Daring.
  9. (en) Boldness.
  10. (en) Bravery.
  11. (en) Fearlessness.
  12. (en) Audacity.
  13. (en) Chivalry.
  14. (en) Doughtiness.
  15. (en) Enterprise.
  16. (en) Fortitude.
  17. (en) Gallantry.
  18. (en) Grit.
  19. (en) Gumption.
  20. (en) Hardihood.
  21. (en) Hardiness.
  22. (en) Nerve.
  23. (en) Pecker.
  24. (en) Pluck.
  25. (en) Prowess.
  26. (en) Sand.
  27. (en) Spirit.
  28. (en) Spunk.
  29. (en) Stoutness.
  30. (en) Ticker.
  31. (en) Valiantness.
  32. (en) Valo.
  33. (en) Guts.
  34. (en) Mettle.
  35. (en) Assurance.
  36. (en) Resolution.
  37. (en) Sands.
  38. (en) Spine.

vermek

  1. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek
    Örnek: Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm. Ö. Seyfettin
  2. Bırakmak veya bağışlamak
    Örnek: Hırsımdan bazılarına bedava verdim, alın götürün, diye bağırdım. H. C. Yalçın
  3. Ondan bilmek, atfetmek
  4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek
  5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
    Örnek: Arabanın burnunu, en tenha kahvelerden birinin önünde, rıhtıma verdiler. A. İlhan
  6. Herhangi bir duruma yol açmak
    Örnek: Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim. Y. K. Karaosmanoğlu
  7. Eğlenceli toplantı düzenlemek, konuk çağırıp ağırlamak.
  8. Topluluk önünde sanatını göstermek, icra etmek.
  9. Verilen karşılıkla bir kimseyi söylediğine veya yaptığına pişman etmek: “İyi oldu ağzının payını verdiğim, artık bana karşı daha dikkatli olur.” -A. Ümit.
  10. (en) Bring.
  11. (en) İnsert.
  12. (en) Produce.
  13. (en) Adjudge.
  14. (en) Award.
  15. (en) Adduce.
  16. (en) Throw.
  17. (en) Charter.
  18. (en) Place.
  19. (en) Accord.
  20. (en) Allow.
  21. (en) Assign.
  22. (en) Bear.
  23. (en) Bestow.
  24. (en) Bring in.
  25. (en) Cede.
  26. (en) Come across with.
  27. (en) Confer.
  28. (en) Contribute.
  29. (en) Dedicate.
  30. (en) Deliver.
  31. (en) Deliver up.
  32. (en) Dispose of.
  33. (en) Distribute.
  34. (en) Donate.
  35. (en) Endow.
  36. (en) Extend.
  37. (en) Furnish.
  38. (en) Give.
  39. (en) Give away.
  40. (en) Give in.
  41. (en) Grant.
  42. (en) Hand.
  43. (en) Hand in.
  44. (en) Hand out.
  45. (en) Hand over.
  46. (en) Administer.
  47. (en) Attribute.
  48. (en) Concede.
  49. (en) Consign.
  50. (en) Deal.
  51. (en) Devote.
  52. (en) Dispense.
  53. (en) Emit.
  54. (en) İmpart.
  55. (en) Lend.
  56. (en) Pass.
  57. (en) Present.
  58. (en) Provide.
  59. (en) Supply.
  60. (en) Treat.
  61. (en) Vest.
  62. (en) To give.
  63. (en) To hand.
  64. (en) To pass.
  65. (en) To give sth away.
  66. (en) To concede.
  67. (en) To deliver.
  68. (en) To give in.
  69. (en) To hand sth in.
  70. (en) To provide.
  71. (en) To furnish.
  72. (en) To dispense.
  73. (en) To present.
  74. (en) To yield.
  75. (en) To bear.
  76. (en) To afford.
  77. (en) To apply.
  78. (en) To bend.
  79. (en) To donate.
  80. (en) To bestow.
  81. (en) To grant.
  82. (en) To assign.
  83. (en) To devote.
  84. (en) To sel.
  85. (en) To pay.
  86. (en) To sell.
  87. (en) To offer.
  88. (en) To attribute.
  89. (en) Just.
  90. (en) To give sth to.
  91. (en) To hand sth to.
  92. (en) To bequeath / to leave sth to.
  93. (en) To vie in marriage.
  94. (en) To produce.
  95. (en) To hold.
  96. (en) Afford.
  97. (en) Ascribe.
  98. (en) Attach.
  99. (en) Blossom.
  100. (en) Defray.
  101. (en) Deli.

innervate  

  1. Sinir sistemine bağŸlamak, sinirlerini kuvvetlendirmek, canlandırmak, cesaretlendirmek

metin

  1. Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü, tekst.
  2. Basılı veya el yazması parça, tekst.
  3. Acılar karşısında dayanma gücünü yitirmeyen, sağlam, dayanıklı, metanetli
    Örnek: Geçimi yolunda, maddeten ve manen metin bir ailedir. R. H. Karay
  4. Sağlam, dayanıklı, güçlü
  5. Sağlam. Metanet sahibi. Kendine güvenilir olan. (Bak: Metanet)
  6. (en) Firm.
  7. (en) Constant.
  8. (en) Reading.
  9. (en) Steady.
  10. (en) Strong in character.
  11. (en) Solid.
  12. (en) Stoic.
  13. (en) Stoical.
  14. (en) Unshakable.
  15. (en) Unshaken.
  16. (en) Foursquare.
  17. (en) İmmovable.
  18. (en) Resolute.
  19. (en) Text.
  20. (en) Copy.
  21. (en) Strong.
  22. (en) Text tekst.
  23. (en) Drafting.
  24. (en) Make.
  25. (en) Steadfast.
  26. (en) Substantial.
  27. (en) Unshakeable.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir