Home / Genel / teneke kapları tamir etmek

teneke kapları tamir etmek

teneke kapları tamir etmek ne demek? teneke kapları tamir etmek anlamı nedir? teneke kapları tamir etmek gibi soruların yanıtı ve teneke kapları tamir etmek ile ilgili türetilmiş kelimeler ve örnek kullanımları yer alır. Ayrıca ingilizce almanca gibi diller içindeki kullanımı örnekleri ile açıklanmıştır. teneke kapları tamir etmek ile ilgili yorumları inceleyebilir veya yorumlarınızı belirtebilirsiniz. teneke kapları tamir etmek kök yapıları, kelime kökeni, çeviriler ve daha fazla tanım.

teneke kapları tamir etmek

  1. (en) Tinker

Türetilmiş Kelimeler (bis)

tene, tenebbi, tenebbu, tenebbü, tenebbüh, çöp tenekesi, etene, etenelenme, etenelenmek, eteneli

teneke

  1. Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac.
  2. Bu sacdan yapılmış.
  3. Bu sacdan yapılan, yaklaşık yirmi litre hacmindeki kap.
  4. Bu kabın aldığı miktarda olan
    Örnek: Köpek, balıkçının kumsalda bir çalı ateşi üzerinde kaynamakta olan bir teneke katranını devirmişti. R. N. Güntekin
  5. İki yüzüde kalay örtülmüş, ince çelik şerit ya da saç.
  6. (en) Tinplate.
  7. (en) Can/canister.
  8. (en) Tin plate.
  9. (fr) Plaque d’étain

kap

  1. Aşık kemiği.
  2. İçi gaz, sıvı veya katı herhangi bir maddeyi alabilen oyuk nesne.
  3. Kap kacak.
  4. Türlü şeylerin taşınması veya saklanması için kullanılan torba, kılıf, çanta, sepet, sandık vb.
  5. Kapak, cilt.
  6. Gövdeyi omuzların üstünden çepeçevre saracak biçimde yapılmış olan bir tür üst giysisi.
  7. Kadınların giydiği kolsuz üstlük.
  8. Aşık kemiği.
  9. Bir aygıtın verimini olumsuz yönde etkileyebilecek iç ve dış kaynaklı elektromanyetik alanların etkilerine karşı o aygıtın gerekli görülen yerlerini kaplayan iletken gereç.
  10. (en) Cape , headland.
  11. (en) Foreland, piece of land jutting out into the sea, land located in front.
  12. (en) Container.
  13. (en) Case.
  14. (en) Holder.
  15. (en) Vessel.
  16. (en) Utensil.
  17. (en) Binder.
  18. (en) Cape.
  19. (en) Hollowware.
  20. (en) Jacket.
  21. (en) Receptacle.
  22. (en) Basin.
  23. (en) Cover.
  24. (en) Folder.

tamir

  1. Onarma, onarım.
  2. Yapılan bir yanlışı, kusuru düzeltmeye çalışma
    Örnek: Mademki bir münasebetsizlik etmişsin, bunu tamire imkân yok muydu? R. N. Güntekin
  3. Onarım. ~ etmek: onarmak.
  4. Bk. onarım
  5. Hurması olan kişi.
  6. Bozuk şeyi düzeltmek. Eski şeyi düzeltip yeni haline getirmek. (Osmanlıca’da yazılışı: ta’mir)
  7. (en) Wrecking.
  8. (en) Repair.
  9. (en) Overhaul.
  10. (en) Mending.
  11. (en) Fixing.
  12. (en) Mend.
  13. (en) Refit.
  14. (en) Refitment.
  15. (en) Reparation.
  16. (en) Repair onarım.
  17. (en) Maintenance.
  18. (en) Restoration.
  19. (en) Repairing.
  20. (en) To make amends for.
  21. (en) Refection.
  22. (en) Renewal.

onarım

  1. Onarma işi, tamirat, tamir
    Örnek: Onarımı yeni bitmiş yapının önünde hayvanın dizginlerini tıpkı tıpkısına bir erkek gibi çekti. O. Kemal
  2. Bir yapının, bir heykelin, bir resmin bozulmuş yerlerini yeniden yapma, ilk durumuna getirme, restore etme.
  3. Üretim veya tüketim sürecinde, yıpranan, aşınan ve bozulan herhangi bir üretim aracı veya malın yeniden kullanılabilmesi için yapılan her türlü işlem.
  4. (Resim, Heykel, Mimarlık) Bir yapının, bir heykelin, bir resmin bozulmuş yerlerini yeniden yapma, ilk durumuna getirme.
  5. Bir filmin, içeriksel ya da fîziksel-kimyasal yönlerden uğradığı değişiklikleri gidermek amacıyla yapılan çalışma.
  6. Araç, aygıt, makine vb. yıpranmış ya da bozulmuş bir bölümünün işler duruma getirilmesi.
  7. Harap olan dokularda parenkim hücrelerinin yerini fıbroblastlar, kan damarları ve damarların çevresindeki histiyositlerin üremesi ve sonuçta bağ dokunun doldurmasıyla biçimlenen iyileşme veya doku tamiri, reperasyon.
  8. (en) Restoration, reconditioning.
  9. (en) Restore.
  10. (en) Repair.
  11. (en) Restoration.
  12. (en) Repairing, fix.
  13. (en) Corrective maintenance.
  14. (en) Reparation.
  15. (en) Renovation.
  16. (en) Maintenance.
  17. (en) Mend.
  18. (en) Refitment.
  19. (en) Repair work.
  20. (en) Restorage.
  21. (en) Rehabilitation.
  22. (en) Restitution.
  23. (en) İmprovement.
  24. (en) Overhauling.
  25. (en) Overhaul.
  26. (en) After sales service.
  27. (al) Reparatur
  28. (fr) Restauration
  29. (fr) Réparation

etmek

  1. Bir işi yapmak
    Örnek: Şemsi, sıra düştükçe emlak komisyonculuğu ediyordu. H. Taner
  2. Bir durumu ortaya çıkarmak.
  3. “İyi, kötü” zarflarıyla birlikte davranmak.
  4. Bulmak, erişmek
    Örnek: Hemşerileri gelir, kemençe gibi bir çalgıyla sabahı ederlerdi. R. H. Karay
  5. Birini bir şeyden yoksun bırakmak.
  6. Vermek.
  7. Eşit değer kazanmak.
  8. Herhangi bir değerde olmak
    Örnek: Kira dâhil olduğu hâlde aylık masrafımız tam beş lira ediyordu. Ö. Seyfettin
  9. (en) Step.
  10. (en) Say.
  11. (en) Aggregate.
  12. (en) Make.
  13. (en) Add up to.
  14. (en) Cost.
  15. (en) Have.
  16. (en) Practice.
  17. (en) Practise.
  18. (en) Render.
  19. (en) Send.
  20. (en) Subject.
  21. (en) Take.
  22. (en) Tender.
  23. (en) Misbehave.
  24. (en) Total.
  25. (en) To do.
  26. (en) To make.
  27. (en) To render.
  28. (en) To cost.
  29. (en) To amount to.
  30. (en) To total.
  31. (en) To be worth.
  32. (en) To deprive of.
  33. (en) To soil or wet (with feces or urine.
  34. (en) Amount.
  35. (en) Execute.
  36. (en) To cost roughly.

tinker  

  1. Seyyar tenekeci veya lehimci
  2. Tamirci
  3. Tamircilik
  4. Bir seşit uskumru
  5. Teneke kapları tamir etmek
  6. Kabaca tamir etmek
  7. Tamircilik yapmak
  8. Üstünkörü tamir etmek

yumuşak

  1. Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden, katı karşıtı.
  2. Kolaylıkla bükülen, buruşmayan, sert karşıtı.
  3. Dokunulduğunda hoş bir duygu uyandıran
    Örnek: … yumuşak lepiska saçlarına amiyane bir perişanlık gelmişti. Y. K. Karaosmanoğlu
  4. Kolaylıkla işlenebilen
    Örnek: Uzun gagasını yumuşak topraklara sokar, otların kökündeki yaşlığı emerek yaşarmış. M. Ş. Esendal
  5. Kolay çiğnenen, kolay kesilen.
  6. Ilıman (iklim), sert karşıtı.
  7. Kaba, hırçın, sert olmayan, kolay yola gelen, uysal.
  8. Okşayıcı, tatlı, hoş
    Örnek: Gözleri yan aralık, kirpiklerinin arasından bana her zamanki yumuşak, tatlı, sonsuz şefkatiyle bakıyor. Y. Z. Ortaç
  9. Görüntünün karanlık bölümlerinden aydınlık bölümlerine geçişin keskin olmaması, sertlik ile yavanlık arası.
  10. Yumuşaklık özelliği olan.
  11. (en) Creamy.
  12. (en) Feathery.
  13. (en) Genial.
  14. (en) Mellifluous.
  15. (en) Pliable.
  16. (en) Berry.
  17. (en) Clement.
  18. (en) Easy.
  19. (en) Easy going.
  20. (en) Honeyed.
  21. (en) Squashy.
  22. (en) Sweet.
  23. (en) Velvety.
  24. (en) Benignant.
  25. (en) Bland.
  26. (en) Ductile.
  27. (en) Easygoing.
  28. (en) Effeminate.
  29. (en) Flabby.
  30. (en) Flaccid.
  31. (en) Floppy.
  32. (en) Gentle.
  33. (en) Heartthrob.
  34. (en) Kid-glove.
  35. (en) Kindly.
  36. (en) Lenient.
  37. (en) Light.
  38. (en) Limp.
  39. (en) Malleable.
  40. (en) Mellow.
  41. (en) Mild.
  42. (en) Pulpy.
  43. (en) Smooth.
  44. (en) Soft.
  45. (en) Soft-boiled.
  46. (en) Spongy.
  47. (en) Supple.
  48. (en) Tender.
  49. (en) Velvet.
  50. (en) Yielding.
  51. (en) Subdued.
  52. (en) Urbane.
  53. (en) Woolly.
  54. (al) Weich
  55. (fr) Peu contrasté
  56. (fr) Mou, doux

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir